Prof.Dr Özcan YENİÇERİ

Prof.Dr Özcan YENİÇERİ

KONUK YAZAR

Akıl, İrade ve Siyaset

01 Mayıs 2020 - 13:15

Zaferler bir anlamda iyi olan aklın kendisinden daha az iyi olan aklı yenmesinin sonucudur. Ekonomik, siyasi ve askeri zaferler de aynı yasaya tabidirler. Toplumlar akıl stokunu kullanma ve değerlendirme yeteneği oranında başarıyı yakalamaktadırlar. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinin akıl stokunu en üst seviyede kullanabilen ülke olmalarının nedeni de budur. Bir ülkenin, toplumun ya da kurumun başarısı için akıldan daha büyük bir sermaye düşünülemez.
 

Vizyon, sebat, tutku, duyarlılık, bağlanma, içgörü, zekâ, ahlak standartları, karizma, cesaret, kararlılık siyasi ya da bürokratik figürlerin akıl kalitesiyle yakından ilişkilidir. Ancak önemli olanın bu niteliklerin bir yapıda olması değil; dinamik ve etkin hale getirilip/getirilmemesidir.

Siyasi iddia sahiplerinin başarılı sonuçlar alabilmesi için iki önemli meziyete daha ihtiyaçları vardır. Bunlar: cesaret ve dürüstlüktür.

 Cesaret ve yüksek ideallere sahip olunmadan büyük işler başarılması söz konusu olamaz. Yüce idealler; cüretkârlıkların en büyüğü ile hayal gücünün en erişilmezin ürünüdürler. Aya ayak basmanın yolu yıldızlara tırmanmak hayalinden geçer.

Bunun için bir ideal mensuplarının nitelikli bir eğitime, keskin bir zihinsel mekanizmaya ve isabetli fikirlere sahip olması istenilen sonucu almak için yeterli değildir. Bu yeteneklerin yanında muhteşem bir başarı için öz-bilinç, yüksek intibak yeteneği, empati ve sosyal beceri gibi duygusal zekâ cevherlerine de sahip olunması gerekir.

Siyasi hareketler yönünden ise önemli olanın yukarıda sayılan vasıflara sahip insanlara sahip olunması değil, onları amaçlar doğrultusunda yönlendirebilmek ve kullanabilmek kapasitesidir. Zira "doğru insan"ı "doğru yerde" kullanmayı becerebilmek başlı başına bir maharettir.

Hâlbuki Türkiye'deki birçok kurum mensuplarını yönetmek değil gütmek gibi bir alışkanlığa sahiptirler.

Bu nedenledir ki, beyin kıyma makinesi gibi çalışan siyasiler kıt kaynak niteliğinde olan beyin gücünü ya rakiplerine kaptırmakta ya da israf etmektedir. Siyasetin yetersizlik, yeteneksizlik ve keyfilik girdabından çıkarılması kullandıkları beyin kapasitesinin niteliği ile yakından ilişkilidir.

Bir siyaset ancak müntesipleri kadar yüce, doğru, hak ya da yetkin olabilir. Büyük onurlar cılız omuzlar üzerinden yükselemezler.

Bir milletin kültürünü, tarihini, dinini ve dilini taşıyacak kafaların da o millet kadar büyük olması gerekir.

Bunun böyle olmaması yüzündendir ki bugün Türkiye'de bilgiler öksüz, aydınlar köksüz, değerler sahipsizdir.

 Yanlış adama doğru iş vermek sorunu içinden çıkılmaz kılarken, doğru adama yanlış iş vermek de potansiyel başarının önünü keser. Dahası lider istiyor diye bir bireyin inanmadığı değeri savunmak zorunda kalmasından daha kötü bir durum düşünülemez.

Kişinin kendi inanmadığı değerlere başkalarını inandırmaya çalışmasıysa trajedidir.

Kendisi iknaya muhtaç birinin başkalarını ikna etme mecburiyeti ile karşı karşıya kalmasının ne anlama geldiğini ancak buna muhatap olanlar bilebilir!

Konuşurken gözlerini sağa/sola kaçıranlar, hık/mık ederek kekeleyenler, sebepli sebepsiz kuru kuru yutkunanlar ve ruhsuz cümleler kuranlar siyasi bir inançsızlık halinin tipik özelliklerini göstermiş olurlar.

Akli ilkelere dayalı coşku üretip, heyecanları aktifleştirip özendiriciler kullanarak yeni bir takım ruhu yaratacak biçimindeki bir aksiyon büyük sonuçların alınmasını sağlayabilecektir. Yeter ki Türk milletinin bugün itibariyle içinde uyuyan dev bir duygu olan milliyetçiliği yeniden uyandıracak bilinçli, etkili ve birinci sınıf yöntemler kullanılabilsin.

Büyük bir kararlılık içinde yerine göre her türden hesaplı riski üzerine alabilen cesur siyasiler ithal düşünceleri inlerine döndürmeye yetecektir.

Bunun yolu da milli idealleri ticarileştirmeden etkinleştirerek, bilgiyi kıskanıp tekelleştirmeden demokratikleştirerek iddia sahiplerinin kültür kalitesini artırmak ve işini birinci sınıf yapan adamlara işleri tahsis etmekten geçer!

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum